|
GENEL BAKIŞ; St Hilarion; Girne, Kantara ve
Bufavento kaleleri peri masallarından etkilenerek düşlediğimiz
kaleleri hiç andırmaz. Bu kaleler tam aksine gerçek birer
kaledirler. Duvarlarında tarihi yaşar, geçip giden yılları
adeta hissedersiniz. St. Hilarion Kalesi, Beşparmak Dağları'nın
kuzeye bakan eteklerine inşa edilmiş bir kaledir. Kale burçlarından
güzel tatil beldesi Girne ile tabiatın şahane manzaralarını
kuşbakışı seyretmek mümkündür.
Kaleye çıkan yol düzgün ve güvenilir olmasa da, yılmaz ve
kararlı bir tırmanıştan sonra kaleye ulaşmak insana büyük
bir mutluluk verir. Deniz seviyesinden 2,380 ayak yükseklikteki
kale, dağların yan eteklerinden yükselerek karşınıza dikilir.
Onun görkemli halini görünce kendi kendinize 'Bu muhteşem
yapıyı buraya dikmeyi nasıl başardılar?' sorusunu sorarsınız
ister istemez.
Karmaşık patikalardan geçerek, merdivenlerle kulelerden yol
alarak kale etrafında gezinirken, krallıklar döneminden kalan
gotik kalıntılar sizi hayretler içerisinde bırakır. Kalenin
batısında kalan muhteşem görüntüler arasında Karaman ve Lapta
köyleri, ufukta da Kormacit Burnu yer alır. Yaz aylarında
alçak bölgelerde görülen kuru sıcak, St Hilarion'a çıkıldığında
yerini serin ve hafif bir rüzgara bırakır. Kalenin kimi yerleri
oldukça dik olmasına rağmen, bu yerlere tırmanmak insana son
derece büyük bir zevk verir.
Kaleden etrafa bakıldığında, daha önce de vurgulandığı gibi,
muhteşem bir görüntü var. Dağların yamaçlarından Akdeniz'in
masmavi sularına kadar uzanan alan, tıpkı bir haritada görülebileceği
gibi, zeytin ağaçlarıyla sınırları çizilmiş tarlalara bölünmüştür.
TARİHÇESİ; Rivayete göre St. Hilarion Kalesi, tarihte ilk
kez Filistinli St. Hilarion tarafından ikametgah olarak kullanılıyordu.
Onu sürekli olarak ziyaret edenlerin artması ile burası daha
sonra bir manastıra dönüştürüldü. Bugün kalede, bu Bizans
manastırından geriye neyin kaldığını tam olarak kestirmek
zor, ancak eski manastır kilisesinden arda kalan kimi kalıntıları
görebilmek mümkün.
Manastır, Türklere karşı korunmak amacıyla 11. yüzyılda daha
sağlam hale getirildi. St. Hilarion Kalesi'nin İngilize ait
yanları da var. Aslan Yürekli Riçard olarak bilenen Richard
I, bir süre için Kıbrıs adası ile kalelerini kontrol eden
kişidir. Ancak Aslan Yürekli Riçard, 1191 yılında Lefkoşa'daki
hasta yatağında yatırken, St. Hilarion Kalesi Guy de Lusignan
tarafından teslim alınmıştır. Guy de Lusignan bu dönemde çeşitli
önlemler alarak kaleyi daha da sağlamlaştırmıştır.
Bundan sonraki dört yıl boyunca St. Hilarion Kalesi, savaşların
en önemli noktası haline geldi, Kıbrıs adasının bağımsızlığına
uzanan yolda önemli bir rol oynadı. Bu savaşların ardından
yaşanan 140 savaşsız yıl içinde ise kalede birçok yenilikler
yapıldı, burası Lüzinyan kraliyet ailesi için dinlenilebilecek
rahat bir yazlık olarak kullanıldı.
St. Hilarion Kalesi 1373 yılında yeniden savaşla tanıştı.
Antakya Prensi John, burada Cenevizlilerin saldırılarına karşı
savaştı - Rivayete göre Prens John, delice bir kararla kendisini
koruyan Bulgar paralı askerlerini, kendi aleyhine dönecekleri
inancı ile ordusundan attı. Bu askerleri dik bir kale penceresinden
aşağıya attıran Prens John, daha sonra kendisini ve ailesini
kimlerin koruyacağını dahi düşünmemişti. Venediklilerin 1489
yılında Kıbrıs'a gelmeleri ile birlikte St. Hilarion Kalesi'nin
önemi azaltıldı, kale eski statüsünü yitirdi. Ancak Lüzinyanların
St. Hilarion Kalesi'ne getirdikleri yeniliklerin bugün hala
daha izlerini görmek mümkün.
St Hilarion Kalesi üç bölümden oluşur. Kalenin en üst bölümü,
üzerinde oturduğu dağın tepesinin iki uçlu olması nedeniyle
Dydimus (İkizler) olarak bilinir. En alt bölümde kalenin askerleri,
atlar ve diğer malzemeler dururdu. Orta bölüm Lüzinyanlar
tarafından ayrılmış, buraya açılıp kapanan bir köprü inşa
edilerek ikinci bir koruma sistemi geliştirilmişti. Köprünün
sağında sütunlar üzerine inşa edilmiş, daha önceleri kubbesi
olan kilise yer almaktadır. Bugün kubbesiz olan kilisenin,
nerede olduğu bilinmeyen,orijinal kubbesinin çok değerli olduğuna
inanılmaktadır.
Şanlı geçmişine rağmen bugün kendi halinde Beşparmak Dağları
üzerinde doğayla başbaşa kalan kale bu haliyle bile büyü;leyicidir.
Kaleyi ziyaretiniz sırasında bu büyüleyici ortamda eski dönemleri
adeta yaşarsınız. Lüzinyanlarla diğer uygarlıkların egemenliği
sırasında, kalede yaşanan hareketlilikle büyük bir çelişki
oluşturan bugünkü durgunluk, ziyaretinize apayrı bir anlam
kazandırır. St. Hilarion Kalesi herşeye rağmen büyüleyici
özelliğini korumaktadır. Kuzey Kıbrıs'taki tatiliniz sırasında
sadece tek bir kaleyi ziyaret edecek kadar zamanınız varsa,
bu kaleyi seçiniz. Pişman olmayacaksınız.
|